Kalbim Ege'de Kaldı

Yazdır
5 günlük aranın ardından tekrar blogu şenlendirme zamanıdır. Yine güzel bir Ege seyahatini geride bıraktık. Özellikle dönüş yolculuğu biraz da isteksizlikten olsa gerek ki çok yorucuydu. Ama romanı sondan anlatmaya başlamayalım ve önce 13 Ağustos'ta İzmir'e ayak bastığımız günle başlayalım... DSC00460Bu kez uçak kullanamadığım için karayoluyla gittim İzmir'e. Ancak 8 saatlik yolun da yorucu olmasına rağmen kendine özel keyfi var. En güzeli artık yolculuğunuzun sonunda Manisa'dan İzmir'e geçerken döne döne yükseldiğiniz o tepeler ve aşağıya inmeye başladığınızda gördüğünüz İzmir manzarası. Gerçekten tüm yolculuğun yorgunluğuna alacak kadar mutlu ediyor insanı. Şehre varır varmaz meleğimle birlikte attık kendimizi Alsancak sahiline. En son 2.5 ay önce gitmiştim ve bu süreç özlemleri baya arttırmış. Karnımızı da doyurduktan sonra bu seyahatin asıl amacı için Foça yollarına düştük. Yıldönümümüzde, tanışmamıza bir nevi vesile olan Epica'yı dinleyecektik. Bu gerçekten çok güzel bir tesadüftü. Sanki Epica bize özel olarak gelmiş gibi oldu. Tabi sadece Epica kısmı güzeldi bu etkinliğin. Şimdi şu festivalin detaylarına inelim. Öncelikle organizasyonun hiçbir şeye benzetemediğim internet sitesinde yer alan bilgiler doğrultusunda servis kullanmaya karar verdik. Lakin servislerin varlığına dair hiçbir belirti yokken yol kenarındaki bir ufak grup dikkatimizi çekti ve onların da Foça yolcusu olduklarını öğrendik. Kısa bir bekleyişin ardından yola çıktık ve yaklaşık 1.5 saat sonra Foça'ya vardık lakin şoförün festival alanının yerini bilmediğini öğrenerek şok olduk. Sora sora Bağdat bulunur sloganıyla yola çıkan şoför bizi sonunda festival alanına getirdi. Daha en başta insanların festival alanından çok dışarda, Foça sokaklarında dolaşmasından içerideki durumun pek iç açıcı olmadığı anlaşıldı. Bir de saat daha 7 olmadan millet elinde bira kutularıyla geziyordu. FoçaFoça çok güzel bir yer. Güzel bir yürüyüşün ardından festival alanının girişine vardık ve çadır tepelerini gördük. Gerçekten kalabalıktı. Günlük biletlerimizi aldıktan sonra Tülin, Ece ve ekibi ile buluştuk. Onlar çadır kuracakları için bir gün önceden oradaydılar ve gece boyunca esen rüzgar çadırlarını kırmış. Kimse doğru dürüst uyuyamamış zaten. Hatta Ece yarım saat uyuduk dedi. Onlar çadırlarına doğru yönelirken biz de alanı bir gezelim dedik. Yolun kenarına dizilmiş tuvaletler ve önünde gezinen bir vidanjör tüm yolu kapatıyordu. Zaten insan kalabalığı da olduğu için kaplumbağa adımlarıyla hareket edebildik. Zaten alanın büyük kısmını çadırlar kaplıyordu. Bir iki bar ve yemek standı dışında bir şey yoktu. Bir de play station getirme zahmetinde bulunmuşlar haklarını yemeyelim. Alanda geçirdiğim her dakikada biraz daha şükrediyordum çadır kurmaya kalkışmadığım için. Neden milletin dışarı kaçtığı da belliydi. Sahneler birbirleriyle iç içeydi. Yanılmıyorsam Çilekeş konserinde o sahnede de Rammstein çalıyordu kasetten :) Bir an bırakıp oraya yönelisim geldi ama yönelmeye gerek yok zaten dibimizdeydi iki sahne de. Pek Çilekeş dinlemediğim için beni açmadı onların performansı. Bir de Epica'yı bekliyorduk tabi. Ortamı gördükten sonra pek orada kalma niyetim de yoktu. Epica'yı dinler dönerim dedim kendi kendime. Çilekeş nihayet sahneden indi herkesde bir öne geçme telaşı başladı. Aradan "Arkadaşlar Epica çıkacak ne bu telaş" diyen sesler de çıktı ki haksız değillerdi. Ama yakından Simone görmek vardı işin ucunda :) Ben tabi meleğimi de düşünerek fazla önlere gitmedim. Epica'nın soundcheck olayını izledik yarım saat. Tabi sabırsız taraftar evet taraftar diyebilirim ancak çünkü Ankaragücü alehine, Karşıyaka lehine ve zaman zaman Fenerbahçe alehine tezahürat yapan gerizekalı bir kitle vardı alanda. Islıklar, derken pet şişeler yağdı konser alanına. Tabi organizasyonun rezil bir durumu vardı ortada. Bir saatlik konser için yarım saat harcanmıştı soundcheck'e. Ben bu olanlardan sonra Epica çıkmaz herhalde dedim ama çıktılar nefis bir konser verdiler. FoçaMark üç yıl önceki gibi sempatik ve seyirciyi ateşleyici özelliğini korudu. Zaten şarkılardaki böğürmeleri bile yeterli oluyordu. Konser anındaki inanılmaz rüzgar sesin zaman zaman bize ulaşmasına izin vermedi. Kimi konserlerde sahnede özel sis cihazlarıyla duman çıkartılır ya. Bu konserde rüzgar kum fırtınalarıyla o efekti veriyordu. Simone da konser sırasında bundan bahsetti zaten. "Bir peri masalı gibi, çok rüzgarlı bir hava ama metal metaldir değil mi" diyerek bizi tekrar motive etti. Bir de Solitary Ground şarkısını söylemeden önce sözlerini biliyor musunuz diye sordu. Herkes "Hea biliyoruz" diye atladı ama kimse eşlik edemedi kendisine. O da zaten acı bir gülümsemeyle şarkıyı bitirdi. Ardından bir de Türkçe "Teşekkür Ederim" diyerek sevimli tarafını bir kez daha gösterdi. Seyirci kitlesi içkili ve gerzekti. Nitekim Epica gibi bir grupta pogo yapmaya kalkıştılar ki bu tam bizim arkamızda olunca kum yuttuk bol bol. Arkadan yediğim darbeler de cabası tabi. Neyseki uzun sürmedi. Neticede konser sona erdi ve uyuşmuş ayaklar ve müthiş bir sırt ağrısıyla konser alanından ayrıldım. Yine geldiğimiz yere döndük bir şeyler yiyerek. O kadar yorulduk ki zaten istesek de Pentagram'a falan kalamazdık. Lordi de bayağı geç çıkmış sahneye sanırım. Neticede biz istediğimizi aldık. Epica güzel bir yıldönümü hediyesi oldu bize. Arkadaşlarla da vedalaşarak İzmir yollarına düştük. Epica birkaç kez daha gelecektir buralara. Umarım yine İstanbul'a gelir. Uzaklarda konser olayı çekilmiyor. Sonra Denizli - Buldan yollarına düştük. O kısımla ilgili burada anlatacak bir şey yok. Denizli merkezini beğenmedim ancak Buldan yolu boyunca gördüğüm üzüm bağları güzeldi. Buldan da kendi halinde sessiz sedasız bir yer. Gitmeden çok serin olduğuna dair duyumlar alsam da ben ordayken İstanbul'u aratmadı diyebilirim. OtobüssEn sonunda güzel seyahatin son ayağında İstanbul yollarına düştüm tek başıma. Umarım bir daha express veya rahat hat haricinde bilet almak zorunda kalmam. Lakin minibüs gibi her yerde durarak 12 saat yol çekilmez oldu otobüste. Bir de garip yolcular iyice sıkıntı yarattı. Zaten seyahatin var olan aşırı yorgunluğu ve uykusuz otobüs yolculuğu benim pillerimi tamamen bitirebildi ve dünü zombi gibi sürekli bir kenarda sızarak geçirdim. Yazıyı da bugün anca yazabiliyorum. Arada bir Fenerbahçe - Sivasspor maçı da izleme fırsatım oldu. Onu da yazarız belki bir ara. Trabzonspor geçen haftaki övgümüzden sonra evinde Diyarbakırspor'a Egemen'in hediyesiyle yenilmiş. Geçen seneki istikrarsızlık sorununun devamı değildir inşallah bu sonuç. Galatasaray ise bildiğimiz gibi. Bakalım Beşiktaş bu akşam ne yapacak hep beraber göreceğiz.

Bu içeriği paylaş...
Su anda buradasin Arşiv