"İnönü'de herkesin farklı bir Beşiktaş izleyeceğinin garantisini veriyorum. Maç da, skor da güzel olacak" demişti Schuster maç öncesi basın toplantısında. Aslında çok farklı bir Beşiktaş yoktu sahada zira takımın zaten biraz daha zamana ihtiyacı var ama maç da skor da çok güzel oldu gerçekten.
Transferine hep kuşkulu baktığım Quaresma, uyumlu görüntüsü, oynama isteği ve etkili performansıyla Beşiktaş'a gerçekten serbest düşüşe geçen kariyerinde tekrar yukarılara tırmanabilmek, kendisini Avrupa'ya gösterebilmek için geldiğini kanıtlıyor. Vikingur maçlarında takımın en efektif oynayan ismiydi. Çek Cumhuriyeti'ndeki maçta takım olarak yerlerde sürünen bir Beşiktaş vardı ve hatalı bir penaltı kararından gelen golle elde edilen beraberlik bir şanstı. Ancak İnönü'ye gelince işler değişti. Beşiktaş seyircisiyle buluşunca biraz daha derli toplu oynadı. Tabi bunu ilk 15-20 dakika için söyleyemeyiz.
Çek takımının Vikingur'dan tek farkı daha Avrupa'da, daha top oynamayı bilen bir takım olmasıydı. Onun haricinde Beşiktaş'ı zorlayabilecek bir rakip değildi. Ancak maça hızlı başlayarak iki üç pozisyonda geri dörtlünün arasına çok iyi sızdılar. Bunlardan biri gol olsa farklı bir doksan dakika izleyebilirdik. Rakibin ilk hızı kesildikten sonra kontrol Beşiktaş'a geçti. 33. dakikada Bobo'nun kişisel çabasıyla rakibinin kırmızı kart görmesini sağlaması dengeleri iyice değiştirdi ve sonrasında dört kişinin arasında cirit atarak mükemmel bir dışla topu ağlara gönderen Quaresma'nın golü tur kapısını daha o dakikadan itibaren iyice araladı.
İkinci yarının başında dokuz kişi kalan rakip zaten Beşiktaş'ın üzerine gelecek durumda değildi ki savunma yapmaya bile nefesleri yetmedi. Maç boyunca bir sağda bir solda rakibi darmadağın eden Quaresma bu kez asist yaptı. Ortasında kale sahasına gelen topa Bobo ve Delgado'nun bomboş yükselmesi de rakibin durumunu açıklıyordu aslında. Derken maç boyunca varlık gösteremeyen Holosko da şık bir golle kendini hatırlattı. Maçı ve skoru güzel kılan en önemli etken müthiş seyirciydi aslında. Sürekli ve yoğun destek rakibi bozarken bizimkilerin motivasyonunu üst düzeyde tuttu. Beşiktaş, ona katılan Delgado ile birlikte Quaresma'nın önderliğinde olması gerektiği gibi rahat bir galibiyet aldı.
Kartal iki turda da çok önemli rakiplerle karşılaşmadı ve oynanan dört karşılaşmadan sonra bile çok kesin yargılara varmak zor ancak savunmanın hücuma katıldığı anlarda geride verilen boşluklar ve zaman zaman orta sahanın pas trafiğinde aksaması Plzen maçlarında daha iyi görüldü. En başta dediğimiz gibi takımın zamana ihtiyacı var bu hazırlık dönemini ne kadar az kayıpla geçirirse o kadar iyi olacak. Şu anda Kartal için herşey yolunda gidiyor ama Toraman'ın üç haftalık sakatlığı da can sıkıcı bir gelişme oldu.
"İnönü'de herkesin farklı bir Beşiktaş izleyeceğinin garantisini veriyorum. Maç da, skor da güzel olacak" demişti Schuster maç öncesi.

Günlerdir geriye saydığımız 2010 Dünya Kupası nihayet başladı. İlginç bir şekilde ilk maça dakikalar kala beni bir heyecan sarmıştı. Ve kupanın ilk düdüğü geldi.
Final serisinin 4. maçı tam bir meydan muharebesi şeklinde geçti. Hakemlerin düdüklerini evde unutmasıyla açık ara serinin en sert maçını Celtics kazandı.
Maalesef yorgunluk ve uykunun galip çıktığı bir gece final serisinin üçüncü maçını izleyemedim ve Fisher'ın maç kazandıran performansını göremedim.
TTNET'in kullanıcılarını memnun edebilen ender servislerinden Tivibu, sporseverlere bir güzellik daha yapıyor ve Dünya Kupası maçlarını canlı veriyor.
Serinin ilk maçında pota altında üstünlüğü rakibine kaptıran, Rondo'dan verim alamayan Celtics, bu maçta tam tersi bir görüntüyle maçı 103-94 kazandı.
Futbolun beşiği İngiltere'deki ilk Dünya Kupası'nda ev sahibi, finalde Batı Almanya'yı uzatmalarda 4-2 yenerek kendi ülkesinde kupayı kaldırmıştı.
Dünya Kupası'na geri sayım sürerken, futbola bizi en çabuk ısındıran güzel golleri bir hatırlasak çok iyi olur. İşte 2006'daki kupadan müthiş goller...