Günlerdir geriye saydığımız 2010 Dünya Kupası nihayet başladı. İlginç bir şekilde ilk maça dakikalar kala beni bir heyecan sarmıştı. Ve kupanın ilk düdüğü geldi.
İlk maçta ev sahibi Güney Afrika ile Meksika karşı karşıya geldi. Meksika hazırlık maçlarında iyi bir görüntü sergilemişti ve bu maç öncesi ağır basan taraftı aslında. Kupa açılışı iyi olur mu derken beklentilerin ötesinde tempolu ve zevkli bir maç oldu. İlk yarı Güney Afrika belki de evindeki bu büyük organizasyonunun heyecanından dolayı ayağında top tutamadı, savunmada kaldı. Meksika oyunun hakimiydi ancak Afrika savunmasını delemedi, son bitirici hamleleri yapamadı. İkinci yarıya Güney Afrika ilk yarının aksine çok daha iyi başladı. Bir ani atakta da Meksika'nın maç boyunca alarm veren kalecisi Perez'in de kararsızlığından yararlanan Tshabalala'nın harika golüyle ev sahibi 1-0 öne geçti.
Golden sonra Meksika kontrollü hücumları bırakıp daha fazla saldırmaya başladı ki bu Güney Afrika'nın da işine geldi. Meksika geride çok geniş alanlar bıraktı ancak Güney Afrika bu fırsatı iyi kullanamadı derken 79'da Barçalı Marquez'in golü geldi. Kale sahasında istediği gibi vuramadı ama top ağlara gitti. Meksika 1-1'i yakaladıktan sonra da Güney Afrika daha iyiydi. Son dakikalarda tekrar öne geçme fırsatı da geldi ama çok net bir gol fırsatında top direkten döndü. Maç 1-1 berabere bitti ama çekişmeli, mücadeleli ve temposu yüksek bir futbol izledik. Yani Dünya Kupası iyi başlamış oldu.
Günün ikinci ve son maçında ise A grubunun favorisi iki takım karşı karşıya geldi. İlk maçın aksine oldukça zevksiz, kısır bir futbol vardı sahada. İlk yarıda Fransa bariz üstünlük kurdu rakibine. Ancak ceza sahasına doğru dürüst giremediler. Henry'nin yedek başladığı maçta Ribery sol kanattan etkili bindirmeler yapmayı başardı ancak devamı gelmedi. Uruguay ise Forlan ve Suarez gibi iki etkili forveti olmasına rağmen yaptığı cılız kontralarla hücumda çok sönük kaldı. Ancak Uruguay'ın savunmada çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. İkinci yarıda da fazla pozisyon vermediler, hata yapmadılar. Fenerbahçe'den tanıdığımız Lugano hakeme itirazdan sarı kart görerek bizi şaşırtmadı. Anelka, Govou gibi isimler çok etkisizdi ve orta saha ile forvet arasında da bir uyumsuzluk var gibiydi. Kupanın ilk kırmız kartı da bu maçta çıktı. Maç tatsız, tutsuz bir şekilde 0-0 sona erdi.
Günlerdir geriye saydığımız 2010 Dünya Kupası nihayet başladı. İlginç bir şekilde ilk maça dakikalar kala beni bir heyecan sarmıştı. Ve kupanın ilk düdüğü geldi.








Final serisinin 4. maçı tam bir meydan muharebesi şeklinde geçti. Hakemlerin düdüklerini evde unutmasıyla açık ara serinin en sert maçını Celtics kazandı.
Maalesef yorgunluk ve uykunun galip çıktığı bir gece final serisinin üçüncü maçını izleyemedim ve Fisher'ın maç kazandıran performansını göremedim.
TTNET'in kullanıcılarını memnun edebilen ender servislerinden Tivibu, sporseverlere bir güzellik daha yapıyor ve Dünya Kupası maçlarını canlı veriyor.
Serinin ilk maçında pota altında üstünlüğü rakibine kaptıran, Rondo'dan verim alamayan Celtics, bu maçta tam tersi bir görüntüyle maçı 103-94 kazandı.
Futbolun beşiği İngiltere'deki ilk Dünya Kupası'nda ev sahibi, finalde Batı Almanya'yı uzatmalarda 4-2 yenerek kendi ülkesinde kupayı kaldırmıştı.
Dünya Kupası'na geri sayım sürerken, futbola bizi en çabuk ısındıran güzel golleri bir hatırlasak çok iyi olur. İşte 2006'daki kupadan müthiş goller...
Çok değil bir hafta önce Justine Henin, final havasında geçen bir maç sonunda Sharapova'yı eleyerek şampiyonluğa göz kırpmıştı Roland Garros'ta ama...

